3083. Almanya’da makine mühendisliği okumak için en iyi 5 üniversite. 1. RWTH Aachen Üniversitesi. 2. Münih Teknik Üniversitesi. Technische Universität München. 3. Stuttgart Üniversitesi.
1. Yabancı Dil Öğrenin. Hiç kuşkusuz her listenin en başına gelebilecek ve hala 2018 yılında olmamıza rağmen, ülkemizde bir türlü öğrenimini yaygınlaştıramadığımız yegane şey yabancı dil öğrenmek. Mühendislik okuyorsanız, mühendisseniz, mühendis olmak istiyorsanız yolunuz mutlaka ingilizce, almanca ya da
Sınıf farklarından yola çıkan detaylı bir yorum. açılın bilirkişi geldi. biraz garip bir sosyal çevrem var. çevremde harvard öğrencisi de var, aileden zengin insanlar da var, ilkokul mezunu olan insanlar da. biraz da burnumu her halta sokmanın getirisi bu. o yüzden kötü eğitim alan insanlarla da iyi eğitim alan insanlarla da hatta eğitimi sallamayan insanlarla da tanışma
Ben normalde mühendislik düşünüyordum ama hangisi olduğuna karar verememiştim ama hep iyi bir üniversitede mühendislik okumak isterdim ve sıralamam benim için kötüydü. Sınav senemde pek çalışamamış olsam da önceden hesapladığım puanlarla 40 bine girebiliyordum ama AYT sınavı sağ olsun bayağı bir zor geldi .
İYİ BİR SONUÇ BEKLİYORDUM Lisede sayısal seçeceğim, üniversitede mühendislik okumak istiyorum. Haberin Devamı Sınavda da kötü yaptılar. Ben, örneğin 200 soru çözerek
Fast Money. Posted January 24th, 2013 at 927 pm UTC+0 Üniversitede bölüm seçmek ilk bakışta çok zor bir karar gibi görünmese de mezun olduğunuz ana bilim dalı ve yan dallar gelecekteki işinizi doğrudan etkileyecek bir karar olduğu için üzerinde uzunca düşünülmesi gereken bir konu. Her diplomanın değeri aynı olmuyor. Hangi ana dal mezunları için iş bulmak daha kolay? Hangi bölümden mezun olanlar en çok parayı kazanıyor? Yapılan farklı araştırmaları derleyip, bu soruların cevaplarını ve Amerikan üniversitelerindeki en iyi ve en kötü 10 ana dalı belirledim. En iyi 10 ile başlayalım 1- Eczacılık ve Ecza Bilimleri Amerika’da eczacılık bölümü mezunlarından sadece yüzde 3’ü işsiz durumda. Hatta, üniversiteden yeni mezun olanların %95’i anında iş bulma şansına sahip. Yeni bir eczacılık bölümü mezununun yıllık ortalama 50 bin dolarlık bir maaşla işe başladığını düşünürsek, hala ne okumak istediğine karar veremeyen gençler için eczacılık iyi bir seçenek gibi duruyor. 2- Hemşirelik Amerika’nın en popüler 4. bölümü olan hemşirelikten mezun olanların ileride işsiz kalma şansı yüzde 2 gibi oldukça düşük bir oran. Bir hemşirelik bölümü mezununun yıllık maaşı ortalama 60 bin dolar civarında geziyor. Bu daldaki iş piyasasının önümüzdeki 10 yıl içerisinde de %26 oranında bir büyüme göstermesi bekleniyor. 3- Petrol Mühendisliği Petrol mühendisleri ortalama olarak en çok para kazanan meslek grubu olarak göze çarpıyor. Yıllık 130 bin dolar civarı kazanan petrol mühendisliği mezunları, henüz ilk işlerinde 100 bin dolarlık maaş çekini eve götürüyor. 4- Uzay Mühendisliği “Astronot olmak” gibi çocukluk hayallerini gerçekleştirebilmiş ve uzay mühendisliğinden mezun olan öğrencileri, genelde NASA’da bir iş ve 80 bin dolar civarında bir maaş bekliyor. 5- Matematik Genelde istatistikçi, sigorta uzmanı veya risk analisti olarak kariyerlerine devam eden matematik bölümü mezunları da işsizlik oranı düşük, maaşı yüksek bölümlerden biri olarak göze çarpıyor. 6- Bilgisayar/Yazılım Mühendisliği Yazılım, programcılık, kodlama gibi alanlarda çalışan bilgisayar veya yazılım mühendisliği mezunları da üniversiteden mezun olur olmaz daha rahat iş bulanlardan. Son zamanlarda sayısı artan bilgisayar ve yazılım mühendisliği, Amerika’da en çok tercih edilen 10 ana dal arasında. 7- Elektrik Mühendisliği Genelde, robot teknolojiler veya sağlık, iletişim ve teknoloji dallarında çalışan elektrik mühendisliği mezunları da iş bulmak konusunda rahat olanlardan. 8- Ekonomi Yaygın branşlardan biri olan ekonomi bölümü mezunları, listedeki diğer dallara göre daha fazla işsizlik %6 ihtimali bulunmasına rağmen ortalama yıllık 70 bin dolar civarı maaşa sahip. 9- Nükleer Mühendisliği Son zamanlarda önemi ve sayısı artan nükleer mühendislerin, kariyerlerinin ortalarına doğru en az yıllık 100 bin dolarlık maaşları olması kesin gibi. 10- Kimya/Biyoloji Mühendisliği Bir başka mühendislik dalı daha. Hayatlarını laboratuvarlarda geçiren kimya veya biyoloji mühendislerinin de başlangıç maaşları yıllık 60 bin dolar civarında. Listeden rahatça görebileceğimiz gibi fen bilimleri ve özellikle mühendislik bölümleri öğrencileri iş piyasasında daha şanslı görünüyor. Peki hangi bölümlerden mezun olanlar, iş piyasasında en çok sıkıntıyı çekiyor? İşsizlikle karşı karşıya kalması en muhtemel ana dal mezunları hangileri? İşte En Kötü 10 Ana Dal 1- Antropoloji Kısacası insan bilimi olarak özetleyebileceğimiz Antropoloji dalı, Amerika’da oldukça popüler olmasına rağmen yeni mezunlarının arasındaki yüzde 11’lik işsizlik oranı ve yeni mezunların kazandığı ortalama yıllık 28 bin dolar civarı maaş, antropolojiyi tercih edilmemesi gereken bir dal olarak öne çıkarıyor. 2- Güzel Sanatlar Amerika’da Güzel Sanatlar bölümünden yeni mezun olanların yüzde 12’den fazlası şu an işsiz. İş piyasasındaki yavaş büyümeden oldukça etkilenen güzel sanatlar bölümü mezunlarının birçoğu perakende sektörüne geçiş yapıyor. 3- Sinema/Fotoğrafçılık Aynen güzel sanatlar mezunları gibi genelde perakende sektöründe çalışan Sinema ve Fotoğrafçılık mezunları, ortalama olarak kariyerleri boyunca diğer bölüm mezunlarına göre yıllık 10 bin dolar daha az kazanıyor. 4- Felsefe ve İlahi Bilimler Ortalama bir felsefe veya dini bilimler bölümü mezunu, mezun olduğundan itibaren yaşıtlarından %19 oranında daha az para kazanıyor. İş piyasasının da durağan olması ve büyümeye yer olmaması da bu bölüm mezunlarının iş bulma konusundaki sıkıntılarını artırıyor. 5- Müzik Genelde müzik öğretmenliğinde devam eden müzik bölümü mezunları da düşük maaşları ve yüksek işsizlik oranları ile bu listeye girmeyi başardı. 6- Grafik Dizayn İşsizlik oranı %8 Yeni mezunlar için işsizlik oranı %12 Yeni mezunların ortalama maaşı 32 bin dolar Bu sayılar grafik dizayn bölümünde okuyanlar ve okumak isteyenler için olumsuz bir hava yaratmaya yeter gibi. 7- Tiyatro/Drama Tiyatro veya Drama bölümünün yeni mezunları bu listemizde en az para kazanan grup olarak dikkat çekiyor. Yeni bir mezun, yıllık ortalama 25 bin dolar kazanıyor. Hollywood veya Broadway’de bir kariyer isteyen gençler için üniversitede 4 yıl geçirmek mantıklı bir seçim mi emin değilim. 8- Sosyoloji Üniversitelerde en yaygın branşlardan biri olan sosyoloji, mezunlarının sahip olduğu %8 oranındaki işsizlik oranıyla tercih edilmemesi gereken bölümlerden biri olarak gözüküyor. Sosyal bilimlerle ilgilenen öğrencilerin işsizlik oranının daha az, maaşların daha yüksek olduğu ekonomi veya siyasi bilimler gibi alanlara yönelmelerini tavsiye ediyoruz. 9- İngilizce İngilizce Dili ve Edebiyatı, Amerika genelinde en yaygın 10 ana bilim dalından biri olmasına rağmen ortalama yıllık 40-50 bin dolar arasındaki maaşıyla bu listede kendisine yer buldu. 10- Tarih Ve listemizi Tarih bölümü ile bitiriyoruz. Yine yaygın branşlardan biri olan Tarih, mezunları için çok değerli bir diploma gibi gözükmüyor. Eğer hala üniversitede ne okumak istediğinize karar vermek sürecindeyseniz bu listeleri göz önünde bulundurabilirsiniz. Gördüğünüz gibi her üniversite diploması aynı değerde değil. Bazılarının iş hayatında getirisi daha çok olurken, bazıları üniversiteye başlarken zannettiğimiz gibi her kapıyı açmıyor. Şu ana kadarki deneyimlerimden yola çıkarak, benim bölümüm olan Uluslararası İlişkiler ve Siyasi Bilimler dallarının ikinci listeye daha yakın olduğunu söyleyebilirim 🙂 Bu listeyi oluştururken yararlanılan kaynakları aşağıda sıraladım. Konu ile ilgili daha detaylı bilgi edinmek veya kendi branşınızı bulmak isterseniz linklere tıklayabilirsiniz.
Merhaba herkese, ben Umut. İTÜ Bilgisayar Mühendisliğinden 2020 yazında mezun oldum. Mezun olduğumda hep okul hayatımdaki gözlemlerimle ilgili bir yazı yazmak istiyordum. Hazır tercih dönemi gelmişken bilgisayar mühendisliği isteyenlere veya bu bölüme başlayanlara biraz katkım olabilir diye süreci hızlandırdım biraz. “Neden bilgisayar mühendisliği seçmeliyim, bilgisayar mühendisliği okumanın avantajları nelerdir?” tarzı sorulara cevap vereceğim bir yazı olmayacak bu. Talep gelirse onu da yaparım sonra. Ben tamamen kendi deneyimlerimi ve buradan çıkardıklarımı anlatmak istiyorum. Ama bu anlattıklarımdan da kendinize bazı sonuçlar çıkarabileceğinizi umuyorum. Eleştirdiğim noktalar maddi, fiziksel unsurlardan bağımsız olacak. Yani burda “lablarımız yetersiz, uçak uzay fakültesinde bilgisayar laboratuvarına gidiyoruz, asistan sayısı az” gibi eleştiriler olmayacak. Zaten bu konulardaki eleştirileri herkes yapıyor bir de bana ihtiyaç yok. Ben daha mental konulardan, zihniyet yanlışlarından bahsetmek istiyorum, çoğunlukla benim yanlışlarım olmak üzere. Ve bu yanlışlarla girdiğim ve uzun süre geçirdiğim yolda vazgeçmek üzereyken bir şeyleri nasıl düzelttiğimin hikayesi olacak bu. İyi geçtiğimden beri öyle çok iyi bir öğrenci olamadım aslında. Mesela lisede sadece son sınıfın son dönemi takdir alabilmiştim. Onda da almayanı dövüyorlardı gibi bir durum vardı. İTÜ Bilgisayar Mühendisliğini nasıl kazandın o zaman derseniz hem sınava 2. kez hazırlandığımdan ilk sonucum da çok kötü değildi hakkımı yemiyim hem de matematiğim hep çok iyiydi belki de onun yarattığı farktan. Yoksa bir şeyleri öğrenip gelip sınav anında döktürebilen biri hiç olamamıştım, hep vasatortalama notlar alan biriydim. İTÜ’de de bu devam etti. Şimdi düşününce görüyorum ki aslında daha okuldaki ilk bölüm dersi sınavımda İTÜ bilgisayar mühendisliği bana nasıl bir şey olduğunu göstermişti. Okuldaki ilk sınavım Gözde hocadan aldığım Linear Algebra dersinin sınavıydı ve notlar açıklandığında 86 aldığımı görmüştüm. “Tamam yaaa yedim ben bu bölümü D” dedim içimden ve arkadaşlarımın yanına gittim. Arkadaşlarımdan da kendimi daha zeki görüyordum o zamanlar. Hem aralarında en zeki olmadığımı hem de zekanın bu ortamda en az önemli unsurlardan biri olduğunu çok geç anlayacaktım. Arkadaşlarımın yanına gittiğimde hepsi 90 küsür notlar almıştı. Sonra sınav ortalamasını söylediler bana. Sınav ortalaması yanlış hatırlamıyorsam 90’dı. Bir grup insanın ortalaması! 100 üzerinden nasıl 90 olur? Manyak bu adamlar diye dehşete düştüm o an için. Sonra bu dehşet durumu yerini vasat notlarımın artık benim için normalleşmesine ve şikayet evresine etmek çoğu zaman kötü şeyin sorumluluğunu kendinden uzaklaştırmanla biten bir şey. Ama aynı zamanda yeni çözüm yolları üretme arayışınıza da ilk adım. İTÜ’de de şikayetçi olabileceğiniz tonlarca şey olacak. Hocalar, bölüm, okul, ders programları, zincir dersler… Bu şikayetlerinizde de haklı olacaksınız muhtemelen en azından kendi içinizde. Hem yaşadığımız ülkedeki sorunlar, hem okulun / bölümün maddi şartları sadece para değil, asistan sayısının, lab alanlarının az olması da bir örnek olabilir, birtakım siyasi durumlar, hocalarla olan bakış ve jenerasyon farklılıkları haklı şikayetlerinizin oluşmasına yeterli malzemeyi verecektir. Ben de bu şekilde şikayetçi olmaya başladım çokça. Hakkımın verilmediğini, burada birçok şeyin yanlış gittiğini, bunlar düzelirse benim de düzelebileceğimi haklılığınız ne olursa olsun, bunların sizin buradaki yaşamınızı güzelleştirmeyeceğini, sizi ileriye taşımayacağını söyleyebilirim. Burada önemli olan bu sorunları aşmak için yeni çözümler geliştirmek ya da kendinizi sorgulayıp bakış açınızdaki hataları görmek. Bu konuda tüm sorumluluğu sizin omuzlarınıza yüklüyor olmamı haksız buluyor olabilirsiniz. Ama bunu yapmamın sebebi başarısız olmanız durumda okulun, bölümün veya başka bir birimin sizin için hiçbir şey yapmayacak olduğunu deneyimlemiş olmam. Okul tarafından başarısızlığınıza karşı yapılacak tek müdahale bir sonraki dönem için alabileceğiniz ders kredisini düşürmek olacak. Maalesef akademide başarısızlıkta olarak şikayet ederek bir yere varamadığımı gördüğümde kendimde eksik olan şeyleri aramaya başladım. Bunun öğrenme kültürü eksikliğinden ve aslında ilkokuldan süregelen bir sürü yanlışın birikmesiyle ortaya çıkmış durumlar olduğunu anladım. Ömer Aygün’ün Flu TV’deki Olmaz Öyle Saçma Felsefe programında yanlışlarla ilgili çok güzel bir benzetmesi var. Yanlışların bir börek gibi olduğunu, üst üste katmanlar şeklinde birikerek bizi büyük yanılgılara sokabildiğini ve bu yanılgılarından kurtulmak için büyük yıkımlar yapmamız gerekebileceğini harika anlatmıştı. İzlemenizi kesinlikle tavsiye ederim. Bahsettiğim börek analojisine ilk 5 dakikada değiniyor sadece o kısmı izlemek KültürüBenim için ders çalışma, bir şeyler öğrenme işi küçüklüğümden beri hep çok pragmatik temellere dayanıyordu. Daha küçüklükten ailemden aldığım çalışmam için yapılan telkinler sürekli “iş bulmak, aç kalmamak, iyi pozisyonlara gelmek” üzerineydi. Korkuyorlardı, “oğlum nerde mutluysan o işi yapmalısın ” gibi tabiri caizse pembe konuşmalar yapabilecek durumları yoktu. Argo için üzgünüm ama bu anlamı daha iyi karşılayan bir tabir yok. Bu benim öğrenme kültürümü sürekli belli sonuçlar almak üzerine kurmuştu. Bugün Türkiye’de kıyasıya yarıştırılarak üniversite sınavlarına hazırlanan birçok öğrencinin aynı problemi yaşadığını biliyorum. Bu şekilde edinilmiş bir öğrenme kültürü veya alışkanlığı ise en fazla üniversiteye kadar sürdürülebiliyor. Çünkü artık her alanda dünya buraya gitse de özellikle bilişim sektöründe her gün kendinizi güncellemeniz ve öğrenmeye hazır olmanız gerek. “Bir süre sonra nasıl olsa her şey öğrenilmiş olur” diye düşünülebiliyor ama maalesef öyle değil. Bu sektörde çalışan, Twitter’da takip edip örnek aldığım, harika kariyerlere ve tecrübelere sahip insanların bile bu konularda dediği şeyler dikkate almaya değerYani hal böyleyken öğrenme motivasyonunu, kültürünü “iyi yerlere gelmek” üzerine kuran birinin yaptığı işi ne kadar iyi yapabileceği, mutluluğu, iyi yerlere gelmesi büyük bir soru işareti. Kimse aç kalmayayım diye böyle hayat boyu sürecek bir öğrenme maratonunun içine atmaz kendini diye düşünüyorum. Ben de yaklaşık 2 sene önce bunu fark ettiğimde Ömer Aygün’ün bahsettiği gibi kendi öğrenme alışkanlıklarım üzerinde bir yıkım gerçekleştirmeye çalıştım. Hala da bunun üzerinde uğraşıyorum, bazen yapamıyorum. Öğrenirken ana odağım öğrenmiş olmanın sonuçları değil o anki meraklarım oluyor ve bu şekilde hem mesleki hem entelektüel alanlarda çok daha hızlı zenginleştiğimi düşünüyorum. Size de tavsiyem öğrenme motivasyonlarınızı, alışkanlıklarınızı doğru temeller üzerine kurduğunuzdan emin akademi tarafında bu öğrenme kültürü neden inşa edilemiyor? Bunda hem ülkenin sosyoekonomik durumu, hem de aslında bu kültürün erken yaşlarda kurulması gerekirken, bu yaşlardaki eğitimin yetersizliği, öğrencilerin üniversiteye tıpkı benim gibi çok bilinçsizce, üniversitenin amacını bilmeden gelmesi en önemli etkenler. Ancak bu yazı direkt olarak üniversiteye odaklandığından bu alanlara girmeden, direkt bu alan içinde kalarak eleştiriler yapacağım. Kendimi yeterince gömdüğümü biraz başkalarına sallamayı artık hak ettiğimi ve ÖğrencilerBertrand Russell, hep böyle sosyal konularda adı geçse de büyük bir matematikçi ve bilgisayar bilimine katkısı büyük aynı zamanda, bizden yani p Eğitim Üzerine adlı kitabında şöyle diyorHerhangi bir gaz gibi insan benliği de dışarıdan bir basınçla karşılaşmadığı sürece durmadan genişler. Bu açıdan eğitimin amacı dış basıncın vurma ve ceza gibi değil, alışkanlıklar, düşünceler ve duygudaşlıklar biçiminde oluşmasını 1926'da bunları söylerken birkaç hafta önce gerçekleşen bir online sınavda İTÜ’de bir hocanın yanlış gördüğü bir konuyu çözümleme şekline bakalımBurada olaya özgü olarak kim haklı kim haksız konusunu hiç açmıyorum. Dikkatin oraya gitmesini istemem. Ama bir hocanın yanlış gördüğü bir konuyu çözümleme şeklinin direkt olarak cezalandırmaya dayanması, bunu zevkle yapacağını söylemesi, akademide bu cezalandırma kültürünün, tiranize etmenin hala sürdüğünün apaçık bir göstergesi değil mi?Bir başka örnek olarak mesela Celal Şengör’ün bir konuşmasını örnek verebilirim. Videoyu aradım ama bulamadım. Hatırladığım kadarıyla anlatacağım, yanlış bir şey aktarırsam kusura bakmayın. Başka bir hocayla Bilkent Üniversitesi’ni gezdiklerini, restoranları, spor salonlarını, sosyal aktivite yerlerinin onlara gösterildiğini anlattıktan sonra “yahu burdan çok güzel tatil köyü olur” diyip gülüyordu hoca. Bu esprili bir hikaye aslında. Çok da ciddiye almamak gerek. Ancak bu tarz söylemler çok fazla kişi tarafından yapılıyor ve özellikle akademide etkili kişilerin üniversiteye bakışlarını çok güzel anlatıyor. Öğrenciler spor salonlarında dans edebilir, tiyatrolar yapabilir ve harika bilimsel çalışmalar ortaya koyabilir. Böyle konuları boş iş olarak değerlendirmek ve öğrencileri tek tipliliğe itmek bulunduğu yerden mutsuz öğrenciler yaratıyor. Bu sosyal aktivitelere Harvard, Stanford gibi okullardaki katılma oranları ile bizi kıyasladığımızda fark da ortaya çıkıyor. Bu okullardaki öğrencilerin forumlarda okullarını nasıl mutlulukla, hevesle insanlara anlattığını, tanıttığını okursanız bir de İTÜ’de öğrencilerin nasıl anlattığına bakarsanız mutluluk farkını göreceksiniz. Bugün dünyanın en iyi sistemleriyle, en parlak, en zeki mühendisleriyle çalışan Google gibi şirketler bile çalışanlarını şımartmaya, çeşitli etkinlikler düzenlemeye çalışıyor çünkü günümüz dünyasında mutluluğun olmadığı yerde başarı da için yapacağım ikinci eleştirinin konusu İyi öğrenciyle, kötü öğrenciyi ayırt etmek için verilen gereksiz benim en garipsediğim, hatta bazen boyutlarının saçmalığıyla beni güldüren şeylerden biri. Eğitim hayatımızı daha ilkokuldan beri sürekli rekabet içinde yaşadığımızdan dolayı bu rekabetçilik bizim zihinlerimize öyle bir işlemiş ki insanların öğrenebildiği kadar şey öğrenip sonrasında dünyaya atılacağı ve zaten öğrendiği ne kadarsa, verdiği emek neyse onun sonucunu alacağı bir sistem varken bir de hocalar yeni setler çekip, yeni adalet mekanizmaları kurmaya çalışıyor. Yukarıda bahsettiğim öğrenme kültürü, merak zenginliği gibi yetileri yüksek olan öğrenciler zaten onlara okul ya da hocalar ekstra ilgi gösterdiğinden, ya da hocalar onlar için adaleti sağladıklarından dolayı başarılı olmuyorlar. Zaten bu öğrenciler akıllı, parlak insanlar ve yaptıkları işi severek yapıyorlar. Adaleti sağlamak niyetiyle girilen bu çaba sadece başarısızları “çürük elma” olarak hissettirmeye yarıyor ve aynı zamanda o bölümün öğrencileri arasında da bir hiyerarşi oluşuyor. Bu bir süre sonra o toplulukta iyice kanıksandığında, çürük elma olarak gözükenler diğerleri kadar çabayı sarf ettiğini düşünüp alamadığında çok daha kötü reaksiyonlara yol açabiliyor. Bu da aslında maymunlarda bile gördüğümüz çok temel bir bu uzun uzun yazdığım 2. eleştiriyi Oğuzhan hoca tek tweette daha da güzel anlatmış olabilir. ÖzgüvenSonu burada yapmak istedim. Arkadaşlarımla bu konular üzerinde konuştuğumuzda hepimizin ortaklıklarından biri böyle bir üniversitede bu bölümleri okuduktan sonra yukarıda bahsettiğim sebeplerin de etkisiyle ciddi bir özgüven eksikliği oluşturmasıydı öğrencilerde. Sonuca bakınca ben ve birçok arkadaşım daha mezun olmadan iş teklifleri aldı, çalıştıkça da bu tarz sıkıntıları giderek yeniyoruz. Ama birçok arkadaşımda Fear Of Failure gibi ya da sektörde karşılaştığım büyüklerimde Imposter Syndrome gibi özgüven alakalı sorunların varlığını duyuyorum ya da gözlemleyebiliyorum. Bunları araştırmanızı da tavsiye ederim. Üstelik bu özgüven sorunlarının sadece vasat öğrencilerde olduğunu düşündüyseniz yanılıyorsunuz. GPA civarlarında ortalamaları olan, dünyanın en iyi üniversitelerinde mastera başlayan, çok iyi şirketlerden teklifler alan arkadaşlarımda bile özgüven sorunları çok net bir şekilde gözüküyor. Bunu okuyan bir hocam varsa tek ricam bu kadar parlak öğrencilerin böylesine özgüvensizliklerle hayata adım atmasına izin vermemeleri üniversite size mükemmel şeyler katacaktır ama bazı şeyleri de almaya çalışmaktan çekinmeyecektir. Burada yaşayacağınız zorluklar size kendinizi sorgulatacak ve özgüveninizi düşürecek. Özgüven sorunları yaşadığınız bu noktalardan ise sadece kendi değerinizin ne olduğunu, neleri farklı ve iyi yapabildiğinizi keşfederek çıkabiliyorsunuz. En azından benim ve arkadaşlarımın deneyimi böyleydi. Ben mesela nerdeyse bütün üniversite hayatım boyunca çalıştım. Küçük/büyük startuplarda, kurumsalda, öğrenci kulüplerinde… Bu yolda kendi değerimin, fark yaratabildiğim ve mutlu olabildiğim şeylerin ne olduğunu nihayetinde anlayabildim. Ve bunları yavaş yavaş başardığımı hissettiğimden dolayı vasat bir öğrenci olarak geçirdiğim üniversite hayatımdan çok iyi bir mezun olarak ayrıldığıma gerçekten inanıyorum, kendime güveniyorum. Karamsar bir yazı oldu ama kötü bitmedi. Böyle özel bir yerde hikayenin kötü bitmesi de çok üzücü olurdu zaten. İTÜ Bilgisayar ve Bilişim Fakültesi’ndeki tüm hocalarıma, personellere emekleri için çok teşekkür ederim. Yazıyı daha fazla uzatmamak adına bölümüme olan duygularımı tek bir videoda anlatmak mutlulukla, gururla anlattığı ve içinde bulunmaktan sonuna kadar keyif aldığı üniversitelerimiz olması dileğiyle…
Ülkemiz şartlarında mühendisliği kazanmak artık çok kolay hale geldi hepimiz farkındayız. Üniversiteden üniversiteye değişmesiyle beraber, okuması çok da kolay olmayan mühendislik bölümlerinden mezun olduğunuzda size faydası olacak 10 şeyi sıralamak istedim. Ben mezun oldum, hepsinin gerekliliğini tek tek tecrübe ettim. Siz etmeyin, yapın, mezun olunca diğer mühendis arkadaşlarınızdan 10 adım önde olun. Yazacaklarım tamamen benim kişisel tecrübelerimden yola çıkarak yararlı olduğuna karar verdiğim maddeler. Sadece mühendislik için değil, bütün bölümler için aynı maddeler geçerli olabilir bilmiyorum. Ben mühendislik okudum, diğer bölümlerden arkadaşlar da eklemek istediklerini yorumlarda belirtebilirler 🙂 1. Yabancı Dil Öğrenin Hiç kuşkusuz her listenin en başına gelebilecek ve hala 2018 yılında olmamıza rağmen, ülkemizde bir türlü öğrenimini yaygınlaştıramadığımız yegane şey yabancı dil öğrenmek. Mühendislik okuyorsanız, mühendisseniz, mühendis olmak istiyorsanız yolunuz mutlaka ingilizce, almanca ya da bölümünüzde işinize yarayacak yabancı dil varsa onu öğrenmekten geçecek. İngilizce öğrenmeyen kaldı mı ya? diye sorulan kurumsal firmalarda, yüksek lisansınızla ilgili yaptığınız araştırmalarda veya yurt dışında katılacağınız herhangi bir etkinlik/gezide mutlaka ingilizce konuşmak zorunda kalacaksınız. Ya ben öğrenmek istemiyorum ama diyorsanız, Konya veya diğer şehirlerimizin güzide özel sektörlerinde, nadide tecrübeler sizi bekliyor olacak. İngilizceyi zaten öğreneceksiniz, ders için veya başka bir amaçla. Zorunlu veya gönüllü. Ben size ingilizce öğrenin demiyorum, dediğim gibi zaten şu an herkesin ingilizce bildiği veya bilmek zorunda olduğu düşünülüyor. Sizin onlardan farkınız ne olacak diye düşünün ve üniversitedeyken başka bir yabancı dil öğrenmeye başlayın. Sadece selamlaşma ve basit cümleler kurmak olsa bile. Çünkü ben üniversitedeyken hep şöyle düşünürdüm “Hiç kimse bilmiyorsa, benim biraz bildiğim’ şey değerli olacaktır.” Konyamızda Komek gibi güzel bir oluşum var hepiniz biliyorsunuzdur. Kursa yazılıp ilk haftadan sonra derslere uğramayanları konu dışında tutuyorum. Teessüflerimi de bildiriyorum ayrıca. Ben üniversitedeyken almanca kursuna yazılmıştım, ilk hafta 50-60 kişinin olduğu sınıfta, son hafta 5 kişi sertifika alabilmiştik. Amacın sertifika olmadığının farkında olan 5 kişi. Özel ders alır gibi her hafta biz 5 kişi mutlaka o derse gider, genç ve ilgili hocamızın her anlattığını öğrenirdik. Hadi almanca özel kurs almaya çalışın bakalım, gözünüzün önünden Eurolar geçmeye başladı di mi 🙂 Fırsatlarınızı iyi kullanın. Yabancı dil konusunda söylenecek çok fazla şey var biliyorum. Bununla ilgili başlıkların hepsini zamanla tamamlayacağım. 2. Bilgisayarı ve Bilgisayar Programlarını Öğrenin Eminim bilgisayar kullanmayı biliyorsunuz evet. Facebook, instagram, twitter veya haber sitelerine girip çıkmayı başarabiliyorsunuz evet. Gerçi artık her şey telefondan da kullanılabiliyordu pardon. Belki bilgisayardan sayfasına girmeyi dahi bilmiyorsunuzdur. Gülmeyin, üniversite mezunu olduğu halde mail göndermeyi veya gelen maili iletmeyi bilmeyen insanlar tanıdım. Aslında gülün ya, bu eğitim sisteminin yanlışı değil çünkü. Eğitim sistemini kötüleyerek kendini bahaneler arkasına saklayabilenlerin hatası. Bırakın bir şeyleri kötülemeyi, eleştirmeyi. Değiştirebiliyorsanız değiştirin, değişmiyorsa işinize yarayacak çözümler bulun. Bunu sadece üniversite hayatı için değil, bütün hayatınız boyunca işinize yarayacaklar listesine koyuyorum. Bilgisayar, laptop, tablet ve akıllı telefonlar. Mühendisin anlamını açıklamayacağım, mühendis olarak bunlara uzak olmanız beklenemez. Bilgisayarın temel konularını öğrenin. Çok iyi olduğunuz birkaç program olsun mutlaka. CV’nizde bilgisayar bilgileri kısmında sadece office yazmasın. İşe alımda da görev yaptığım zamanlar oldu, inanın en çok zorlandığım mülakatlar bilgisayar bilgisi olmayan adaylarla yaptığım mülakatlardı. Çünkü mühendis olarak o şirketin en önemli elemanlarından olacaksınız, size öğretmek istedikleri onlarca şey olacak. Bilmeniz önemli değil, size öğretebilmeyi isteyecekler. Ben bilgisayar bilmeyen birine bilgisayar öğretmek istemem açıkçası. Ama bilgisayar konusunda iyi olan birine Autocad de öğretebilirim, Solid de, Photoshop da. Kendi mesleğiniz açısından önemli olan programları öğrenmeye çalışın. Tam anlamıyla öğrenmek için yeterli vaktiniz olmayabilir belki ama en azından programların adı, ne işe yaradıkları hakkında az çok bilginiz olsun. Bazen bir programın adını biliyor olmanız bile sizi kaç adım öne geçirecek tahmin bile edemezsiniz. 3. Mesleğinizde Önemli Kişilerle Tanışın – Staj Yapın – Gönüllü Çalışın Üniversitede bir hocamız şöyle demişti “Üniversite size her şeyi öğretemez, size ihtiyacınız olanları nasıl öğrenebileceğinizi öğretir.” Peki sizce üniversite size ne kadar şey öğretiyor? Size bir sır vereyim mi, umarım hocalarım da yazdıklarımı okuyordur, onları çok seviyorum buna kesinlikle bir şey diyemem ama üniversiteye dair aklımda kalan tek bir teknik bilgi yok şu an hayatımda kullanabildiğim. Temel işlem, ısı kütle transferi, akışkanlar mekaniği hatta termodinamik dersi bile aldım 4 sene içerisinde. Teknik resim ne alakaydı hala anlam veremiyorum mesela. Peki nasıl çalıştım yurt dışında kurumsal bir firmada? Çok basit. Teoride değil, pratikte öğrendim. Temel işlemde makinenin çalışma prensibinin çok uzun olan yabancı latince fransızca ispanyolca karışık ismini sınavda yazamam belki ama o makineyi tamir edebilecek bilgiye ve tecrübeye sahibim şu an. Çünkü sanayiide, elimde tornavidayla, ustaların yanında bir şeyler öğrenebilmek adına gece gündüz dolaştım. Staj yapmak için onlarca farklı fabrika seçtim. Her birinden milyonlarca şey öğrendim. Zor değil miydi? Zordu. Öldürdü mü? Öldürmedi. Eğer mezun olduğunuzda, geriye dönüp “keşke okurken bir yerlerde çalışsaydım da birilerini tanısaydım” demek istemiyorsanız, mutlaka ama mutlaka mesleğinizle ilgili kişileri araştırın. Onlara ulaşmaya çalışın. Yaşamayı planladığınız şehirdeki çalışma şartlarını inceleyin, iş ilanlarına bakın, hatta iş ilanlarına başvurun gerekirse. Gidip o işletmeyi görün, o patronla tanışın. Mesleğinizle ilgili önemli kişilerin seminerlerine, toplantılarına katılın. Toplantı sonrası onlara soru sormaya çalışın, konuşun, sohbet edin. Attığınız her adım size bir şey getirecek bunu hiç unutmayın. Gelen şey iyi de olabilir kötü de. Moralinizi bozmayın. Çünkü gün bittiğinde eğer moraliniz bozuksa, gün içerisinde yaptığınız hiçbir şey amacına ulaşmamış olacaktır. 4. Erasmus Yapın Ben bunu genelde yurt dışına çıkın olarak söylemek istiyorum. Çünkü artık Erasmus da herkesin yaptığı sıradan bir etkinlik halini almaya başladı. Ama sıradanlaşması sizin yapmayacağınız anlamına gelmesin kesinlikle. Biliyorsunuz ki, hedefimiz herkeste olan şeylere zaten sahip olup, onları artırarak yolumuza devam etmek. Hem yabancı dil öğrenmek, hem yeni bir kültürle tanışmak, hem yurt dışı serüvenleri size kendinizi iyi hissettirecek, özgüveninizi de yükseltecek aktivitelerdir. Yurt dışı ile ilgili çok ayrıntılı yazılarım var, o yüzden burada çok ayrıntıya girmeyeceğim ama üniversitede yapılması gereken en önemli şeylerden biri kesinlikle yurt dışına çıkmak diyebilirim. 5. Gönüllülük ve Sosyal Sorumluluk Projelerine Katılın Üniversitenin olmazsa olmazı diyebileceğim en önemli şeylerden biri de, üniversite topluluklarına, sosyal sorumluluk konusunda çalışan dernek veya vakıfların etkinliklerine katılmak, onlarda gönüllü olarak görev almaktır. Size katacağı şeyleri buraya yazarak anlatmakla bitiremem belki. Mühendis demek, insanların sorunlarına çözüm bulabilen insan demekti di mi. Peki bu sadece teknik anlamda mı olmalı? Bence hayır. Mühendis gibi düşünmek diye bir terim var ya hani, pratik çözümlerle insanların hayatlarını kolaylaştırmak gibi anlamlara geliyor. İşte gönüllülük yaptığınız topluluklarda bu özelliğinizi öyle geliştiriyorsunuz ki. Mesela TOG ile düzenlediğimiz, Dilek Ağacı etkinliğinde bize verilen bütçe ile kartondan yaptığımız ağaç, bence bugüne kadar yaptığımız en mühendislik harikası şeydi. Mükemmel miydi, hayır. En güzel dilek ağacı mıydı, hayır. Ama elimizde olanlar ile ihtiyacımızı görecek pratik bir şey üreterek aslında mühendisliğin temelini anlamış olmuştuk. Bunu sadece mühendislik anlamında değil, insanlara yardım edebilme konusunda düşündüğünüzde ise size en iyi gelebilecek şeyi yapmış oluyorsunuz bir nevi. Vicdani rahatlama. Düşünün, bir şeye sahipsiniz ve onu başka insanlara yardım edebilmek için kullanıyorsunuz. Bundan daha mükemmel bir şey olamaz. Bu topluluklar sadece gönüllülük üzerine olmak zorunda değil tabii. Tiyatro, müzik, spor üzerine de topluluklara mutlaka katılın. Size her yönden faydası olacak bir sosyal alan ve birikim çevresi sunacaklar. Sevdiğiniz şeyleri bulun, sadece mesleğinize odaklanmayın. Anne sesi yankılandı beynimde birden “okulunu bitir de, ne yapacaksın tiyatroyu, sana ne müzikten, spordan” Bir mühendis beyni asla tek bir şeyle yetinmez arkadaşlar, bunu unutmayın. Siz yetinmesine izin verirseniz ayıp etmiş olursunuz. Dünyayı bir sürü güzel projeden mahrum etmiş olursunuz belki de. Tabii ki okulunuzu bitirin, mesleğinizi kazanın. Ama bunu zaten yapmak zorundasınız. Herkes zorunda. Önceden de dediğimiz gibi, zorunlu olan şeyleri zaten yapacaksınız. Sizin hayattaki göreviniz, kendinize fazladan şeyler katmak olsun. 6. Sosyal Medya Kanallarını Lehinize Kullanın Günümüzde her şey teknoloji. Her şey sosyal, her şey kolaylıkla ulaşılabilir durumda. Siz bunları ne ölçüde faydalı kullanıyorsunuz? Her şeye kendini kapatıp, sadece ders çalışan ekiptenseniz, gözünüzü açtığınızda kendinizi Jetgiller dünyasında bulacaksınız. Ve her şey için çok geç olacak. Her şeye kendini kaptırıp, hiçbir şeyle alakası olmayan ekiptenseniz ise siz de gözünüzü açtığınızda kendinizi karmakarışık bir iş dünyasında bulacaksınız. Hadi biz ikisinin de ortasında bir yerlerde olalım olur mu? Her şeyi ayarında kullanıp, kendimize zarar vermeyecek düzeyde faydalanalım. Zaten her şeyin fazlası zarar değil mi? Bu da öyle. Gece gündüz instagram fotoğrafı atan kişilerden de olmayalım, hiç sosyal medyayla alakası olmayan kişilerden de. Çünkü dediğimiz gibi, günümüz artık böyle haberleşiyor. İş dünyası da böyle haberleşiyor, sanat camiası da. Bazen Şeyma Subaşı ile Acun Ilıcalı’nın boşandığını da bilmeniz gerekebilir herkesi konuşturuyorsa. Ama günün her saati bunu okumak zorunda değilsiniz mesela. Özellikle Linkedin gibi profesyonel iş adamlarının, şirketlerin bulunduğu platformlarda düzgün bir profil oluşturun. Merak ettiğiniz kişilere yazın, paylaştıkları şeylerle ilgili fikir sunun ya da onları üniversitenize davet edin. Öğrenci olduğunuz sürece herkese her şeyi sorma hakkınız var unutmayın 🙂 Öğrenici iseniz, öğretici olmak isteyen çok olacaktır. Gelişmeleri takip edin, şirketlerin farklı ürünlerine yorum bırakın, kendi alanınızla ilgili yaptığınız çalışmaları anlatın. 7. İnsanları Dinleyin “Üniversitede dinleyelim de sonra dinlemeyelim mi” mi dediniz? Hayır canım, her zaman dinleyin tabii ki ama en çok üniversitede dinleyin. Ama herkesi dinleyin. Kişi seçmeyin, din seçmeyin, cinsiyet seçmeyin, ülke seçmeyin, görünüş seçmeyin. Sadece dinleyin. O sizi dinlerse siz de anlatın. Bir gün farkedeceksiniz ki, o kadar farklı şekilde kendinizi geliştirmişsiniz ki. İnsanlar ayrı ayrı dünyalardır. Bazen sabah kalkıp tramvaya biniyorsunuz ve kimseye günaydın demiyorsunuz, bazen yanınıza oturan biri size günaydın diyor ve hayatınızda öğrenebileceğiniz en güzel bilgileri alıyorsunuz. Hayattaki fırsatlar ne zaman karşınıza çıkar belli olmuyor biliyor musunuz? Yeniliklere açık olmak, insanlara karşı kabul edici olmak hayatınızı olumlu yönde etkileyecektir. Üniversite bir geçiş dönemi bir yerde bakıldığında, okuduğunuz meslekleri bir ömür boyu yapacağınızı düşünerek o derslerin hepsinin altında eziliyorsunuz biliyorum. Anlıyorum da. Ülkemizin üniversitelerinde okuyan arkadaşlarımızın çoğunun istemediği bir bölümde okuduğunu hesaba katarsak, kendilerini bulmaları için güzel bir geçiş dönemi aslında. Belki elektrik elektronik mühendisliği okurken, sanata olan ilgisiyle hayatının geri kalanını bir atölyede geçirmek isteyen insanlar olacaktır. Bunu ertelemeyin diyorum sadece, erken farkedin. Hayatınızı erken farketmiş olursunuz. Daha fazla mutlu olarak yaşarsınız. 8. Organizasyon Düzenleyin Her üniversiteli gencin yapması gereken bir şey diye düşünüyorum ben bunu. İş hayatında karşılaşacağınız hemen hemen her şeyi tecrübe edebileceğiniz bir olay. Sorumluluk alın, bir şeyler başarmaya çalışın, insanları memnun etmeye çalışın, hepsinin memnun olamayacağını anlayıp inatçı olanları ikna etmeye çalışın, pazarlayın, sponsor arayın, pazarlık yapın, yorulun, çabalayın ve sonunda sizin yaptığınız bir şey olduğunu farkedip kendinizle gurur duyun. Buyrun, minyatür bir iş hayatı ve sosyal hayat. 9. Gezin Evet geldik benim en sevdiğim kısma. Gezmek. Gezin demek istiyorum şimdi ama alacağım cevapları düşündükçe moralim bozuldu birden. “Ama param yok” “Annem izin vermez” Vaktim yok, çok yoğunum” “Derslerime çalışamıyorum” “Otobüsle o kadar yol çekilir mi” “Ay ben o soğukta donarım” “Ay ben o sıcakta yanarım” “Ya katiller beni yakalarsa ve böbreğimi satarlarsa” “Tek başıma gidemem ki” Yazarken bir kez daha moralim bozuldu. Neden ülkece sürekli bahane üretmeye çok meraklıyız bilmiyorum. Sanırım küçüklüğümüzden bu yana, bize çoğu şeyin imkansız olduğunu aşılamalarından kaynaklanıyor. Her şey zor, her şey imkansız sanki herkesin gözünde. Yapmayın. Her şey mümkündür bu dünyada. Bunu aklınızdan çıkarmayın. Gezmek için de her zaman paranızın, vaktinizin ya da her şeyin mükemmel olmasını beklemeyin. Side-Antalya Bazen günübirlik bir gezi bile size çok şey katabilir. Gezmek insana en fazla şey öğreten etkinliklerden biri. Öğrenciyken gezdiğiniz yerler öyle tatlı, öyle güzel anılar olarak kalacak ki hayatınızda. Belki sonrasında vakit bulamayacaksınız, belki bulsanız bile çok da rahat olamayacaksınız. Öğrencilikten sonra başınız dertten tasadan kurtulmuyor malum 🙂 Gezin, eğlenin, öğrenin. En çok da yaşayın. Anı yaşayın. Anda kalın. 10. Hobi Edinin Dersler ve mesleğiniz dışında bir hobi edinmek, size en iyi gelecek şeylerin başında geliyor. Teknik konulardan sıkıldığınızda, biraz rahatlamak isteyeceksiniz. Eğer yapabileceğiniz farklı bir aktiviteniz yoksa, o bilgilerin içinde boğulacaksınız. Mesela, benim en büyük hobim seyahat etmek, gezmek, ülkeler hakkında araştırma yapmaktır. Boş zamanlarımda açıp bilet baktığım zamanları çok iyi bilirim, hala 🙂 Makinelerden, insanlardan, üretimlerden sıkıldığımda, bir trene veya otobüse atlayıp bir yere gidip gelmek beni her zaman rahatlattı. Çıkış yolunuzun olduğunu bilmek, güven veriyor. Zorunluluk o kadar acımasız bir kelime ki. “Mecburum buna” diye düşündüğünüz an, o meslek size işkence olacaktır. Sevdiğiniz ve sevmediğiniz şeylerin farkına varın. Kendinizi tanıyın, kendinizi tanıtın. Benim mühendislik okurken yapmanız gerekenler hakkında söylemek istediklerim bu kadar. En başta da söylediğim gibi, bunların her birini tek tek tecrübe ettim. Bana faydalarını fazlasıyla gördüm. Kendini bilen, sevdiği şeylerin farkında biri olarak bu yazıyı yazıyor olmam beni o kadar mutlu ediyor ki. Üniversitedeki karmaşadan, hayat sorgulamasından ve gelecek kaygısından kurtulduğum için çok seviniyorum. Umarım siz de en güzel şekilde, üniversiteyi bitirir ve hayatınıza dilediğiniz gibi şekil verirsiniz. Katıldığınız veya katılmadığınız maddeleri lütfen benimle de paylaşın. Kendim hakkımda yorum yapabilmemi sağlayın 🙂
Kolombiya'da İnşaat Mühendisliği okumak için en iyi üniversite hangisidir? Kolombiya Ulusal Üniversitesi, Money tarafından yapılan 2020 üniversite sıralamasına göre İnşaat Mühendisliği okumak için en iyisidir. İkinci sırada Universidad de los Andes, ardından Universidad Nacional de Medellín geliyor. Kolombiya konumundaki bir İnşaat Mühendisinin ortalama maaşı ne kadar? Kolombiya'da ortalama inşaat mühendisi maaşı ayda dolar. Kolombiya'daki en iyi mühendislik üniversitesi hangisidir? Kolombiya'daki en yüksek dereceli üniversite programı, dünya çapında 42. sırada yer alan Universidad Industrial de Santander'in Petrol Mühendisliği bölümüdür. Kolombiya'da İnşaat Mühendisliğinin her bir döneminin maliyeti nedir? Kayıt ücreti peso/ 41 USD yakl. yaklaşık dolar Kolombiya'da İnşaat Mühendisliğini nerede okuyabilirim? Kolombiya'da Mühendislik okumak için en iyi üniversiteler hangileridir? And Dağları Üniversitesi – Bogota DC EAFIT Üniversitesi – Medellin. Cauca-Popayán Üniversitesi. Medellin Üniversitesi. Kolombiya Teknolojik ve Pedagojik Üniversitesi - Duitama. Kolombiya Ulusal Üniversitesi – Manizales. Uniminuto'da İnşaat Mühendisliği döneminin maliyeti nedir? $ KDV dahil. Bir inşaat mühendisi Kolombiya 2022'de ne kadar kazanır? Kolombiya'da ortalama inşaat mühendisi maaşı dolar. yılda 000 dolar veya saatte dolar. Giriş seviyesi ücretleri $ gelir ile başlar. İnşaat mühendisinin maaşı ne kadar? Bir İnşaat Mühendisinin asgari ve azami maaşı – ayda 8,551$'dan 32,199$'a kadar – 2022. Bir İnşaat Mühendisi, işe başlarken normalde 8,551$ ile 16,585$ arasında bir aylık net maaş alır. Kolombiya'daki en iyi ücretli mühendislik nedir? Kolombiya'da en iyi projeksiyona sahip 20 yarış Elektromekanik mühendisliği. Maden Mühendisliği. İstatistik. Telekomünikasyon Mühendisliği. En iyi mühendislik kariyeri nedir? Meksika'da en çok çalışılan kadın mühendisler Mezun oranı yüksek olan ve daha fazla talep gören mühendislik programları arasında şunlar yer almaktadır Bilgisayar bilimi. İnşaat ve inşaat mühendisliği. Bilgi ve iletişim teknolojisi mühendisliği. Kolombiya'daki en kötü üniversite hangisidir? Kolombiya'daki en kötü 10 üniversite Simón Bolívar Üniversitesi'ne ek olarak, yüksek akademik kaliteye sahip olarak sınıflandırılan diğer üç üniversite, testlerde düşük sonuçlar kaydetti Monteria'da UniSinú, Monteria'da Córdoba ve Bogota'da General José María Córdova Askeri Harbiye Okulu. En iyi Kolombiya Üniversitesi 2021 nedir? Ulusal Üniversite puanla ilk sırada yer aldı; onu, ile bir önceki yıla göre üç sıra tırmanmayı başaran Universidad Javeriana ve ile konumunu koruyan Universidad del Valle izledi. Kolombiya'da İnşaat Mühendisliği derecesi ne kadar sürer? inşaat mühendisliği SNIES 1980 Eğitim türü üniversite Ödül verilen unvan inşaat mühendisi Modalidad Yüz yüze görüşme Süre 10 Yarıyıl İnşaat Mühendisi olmak için kaç dönem okumak gerekiyor? Kurs süresi 10 yarıyıldır. İnşaat mühendisi. Universidad de la Salle, 1965 yılında İnşaat Mühendisliği programı ile başlamıştır, bu nedenle kariyerin uzun bir geçmişi vardır ve Kolombiya'ya 2000'den fazla inşaat mühendisi sağlamıştır. Bogota'da İnşaat Mühendisliği okumak için en iyi üniversite hangisidir? Kolombiya Ulusal Üniversitesi, Money tarafından yapılan 2020 üniversite sıralamasına göre İnşaat Mühendisliği okumak için en iyisidir.
bkz üniversite hayatıbkz öğrenci evi gibi güzelliklerin farkında olmayan yazarın malca eğitim fakültelerini de gözden kaçırmıştır sonuçta nerede okuduğun değil kpss'de kaç puan yaptığın önemli 1933'te kurulan fakültede okuyup kimselere beğendirememektir. sayesinde dokuz eylül üniversitesi'nin uludağ,kocaeli,anadolu ve hatta gebze yte'den daha kötü bir üniversite olduğunu öğrendiğimiz yazarın, ilginç tespitleriyle dolu başlığıdır. iyi ya da kötü üniversite mezunu olmak artık yetmediği gibi özel sektörle cebelleşenlerin arasına katılarak özel sektörü yaratanların sektöründe çalışmak zorunda olmak.bkz özel sektörde dalyarrakların yönetici olması siz 'iyi' olduktan sonra kötü bir üniversiteden mezun olmanın bir önemi yoktur. odtü'den mezun olup da malın önde gideni olan çok adam gördü bu dedim ya şimdi o mal gelir seri eksiler entry'lerimi. hehe, kolay gelsin. izmir'de üniversite yok muydu ya? bkz ege üniversitesibkz dokuz eylül üniversitesi odtü'nün mühendislik bölümündeki bazı kişilerle tanıştıktan sonra işin kişide bittiğini söyleyip ters çıkacağım durumdur. elbette ki kaliteli bir öğrenim hayatı insanı iyi anlamda etkiler, potansiyelini ki türkiye'de o da zor gösterebilmesi açısından öğrenci açısından daha iyi olacaktır. ama kimse de çıkıp itü mezunu, çok zekidir işinin ehlidir demesin iyi üniversitede, tamam iyi bir eğitim almıştır ama vizyon sahibiyse "evet, olmuş bu." diyebilirim. genelleme yapılan üniversitelere dair ben de genelleme yaptığımdan dolayı rastgele bir üniversiteyi de koyabilirsiniz benim yazdıklarımın yerine. iyi eğitim vizyon yahut mantık olmadıktan sonra bir işe yaramaz kanısındayım... daha kotusu iyi universitede kotu bolumde okumaktir. sonra facebook ve linkedinde sadece uni. ismi koyulur ve bolum saklanir. cok karizmaymis yeaaa. öeh bir üniversite olan istanbul üniversitesinde hukuk okuduysanız, kamu hukuku dışında her alanda kabul gömeniz, öncelikli olarak tercih edilemiz acınızı bir nebze hafifletir. napalım öeh bir üniversite okuduk ama kapı gibi diplomamız var dersiniz. bu istanbul üniversitesinin pek çok bölümü için de geçerlidir. zira cv de öeh yazmıyor genç! ekşi sözlük kullanıcılarıyla mesajlaşmak ve yazdıkları entry'leri takip etmek için giriş yapmalısın.
kötü bir üniversitede mühendislik okumak